3/14/2008

Anne ve Oğlu*

*Dramatik yazarlık kursu Gökhan Aktemur hocanın ödevi.
Konu: İktidar

Tema:“Hükmediyor olmanız iktidar sahibi olduğunuzu kanıtlamaz”

Oyunun Adı: ANNE VE OĞLU

Kişiler:

Yasemin: Mehmet’in annesi,orta yaşlı,güzel,
Mehmet: Yasemin’in oğlu,dokuz yaşında
Kadir: Yasemin’in ikinci kocası.
Aysel: Yasemin’in temizliğe gittiği kadın
Yüksel: Aysel’in eşi.Avukat
Ercan: Yasemin’in çalıştığı işyeri sahibi.
Osman: Yasemin’in çalıştığı işyerinde müdür
Levent: Yasemin’in çalıştığı işyerinde depocu
Halis: Mehmet’in çalıştığı atölyede usta
Misafir,atölye sahibi,Halis’in eşi ve oğlu,otobüs firma yetkilisi,işçi

SAHNE I

(Şehrin varoş semtlerinde bir gecekondu evi, Kadir oğlu Mehmet’i sorguya çekmektedir.)

Kadir: Mehmet bugün kaç tane mendil sattın Beyoğlu İstiklalde. Söyle bakayım.

Mehmet: Yirmi tane sattım.

Kadir: Yuh be sana. Sabahtan akşama kadar yirmi tanemi sattın. Beceriksiz. Yine arkadaşlarınla lunaparka gittin değil mi?

Mehmet: Vallahi baba sabahtan akşama kadar İstiklalde selpak sattım. Yemin ederim.

(Çocuğun yanağına elinin tersiyle sert bir şekilde vurur. O sırada sesi duyan ve mutfakta olan Yasemin koşarak gelir ve Kadir’i ikinciyi vurmadan kolundan tutar)

Yasemin: Ya ben seninle yavrumu dövmen için mi evlendim alkolik adam. Çek ellerini çocuğumun üstünden.

Kadir: Hadi oradan be kadın!

Yasemin: Çocuğun kazandığı parayla içen adamdan hayır mı gelir bu eve. En kısa zamanda boşanacağım senden.

Kadir: Kadın sözlerine dikkat et. Ne diyorsun sen ya. Ben olmazsam kurda kuşa yem olursunuz bu mahallede? Bir boşan da görelim.

Yasemin: Boşanacağım. Temizliğe gittiğim Aysel hanımın eşi avukat. Aysel hanıma rica ederim bir celsede boşar. Bak görürsün. Uzun zamandır düşünüyordum. Bıktım senden artık.

(Mehmet ağlar. Kadir’e korku dolu gözlerle bakar, annesine de yalvarır.)

Mehmet: Anne lütfen. Artık lunaparka da gitmem. Gece on ikiye kadar selpak satarım. Bak acımadı yanağım. Gerçekten.

Yasemin: Yok artık buraya kadar. Yeter yahu. Hep dayak. Şiddet. Bu evden kahkaha sesleri yükselmeyecek mi hiç? Bak yavrum bu alkolik sana babalık bana da kocalık yapamaz kesinlikle. Ben kararımı verdim. Yarın Aysel hanımın kocasının ofisine gideceğim. Boşanacağım bu adamdan.

(Kadir sinirli bir şekilde kapıyı vurup çıkar gider evden. Yasemin, temizliğe gittiği Aysel hanıma telefon açar.)

Yasemin: Aysel hanım müsaitseniz bir şey söyleyeceğim.

Aysel: Yasemin söyle canım dinliyorum.

Yasemin: Bugünkü olay bardağı taşıran son damla oldu artık. Boşanacağım bu adamdan. Çok dövüyor çocuğu ve beni.

Aysel: Bu adam sizi dövüyor. Alkolik bir de. Her girdiği işten bir hafta sonra kovuluyor. Sen iyi sabretmişsin bu zamana kadar Yasemin. Boşan bence de.

Yasemin: Evet. Boşanacağım. Ancak sizden bir ricam olacak. Eşiniz boşanma davamı alır değil mi?Onu soracaktım.

Aysel: Sorduğun şeye bak ya. Elbette. On yıldır benim evime geliyorsun temizliğe. Artık sen bizim ailemizden oldun. Sözümü olur. Sen merak etme halleder. Ben akşam Yüksel’e söyler seni ararım.

Yasemin: Tamam. Çok sağ olun. Umarım alkolik olacak o herif başımıza iş açmaz bu akşam evde.

(Sahne Kararır.)

SAHNE II

(Akşam, Kadir eve gelir.)

Kadir: Kız Yasemin bak sana ne aldım. Mehmet sana da gel bak. Yahu bunlara iyilikte yaramıyor. Kız gelsene!Mehmet!

Yasemin: Ben bundan sonra senin hiçbir şeyini almam. Sana da inanmam. Sen çok kötülük yaptın bana ve oğluma. Ağzınla kuş tutsan da geri dönüş yok bu işten.

Kadir: Ya sen ne acayip kadınsın. Açmayacak mısın sana aldığım paketi? Mehmet gel sende aç paketini. Çok seveceğin bir oyuncak aldım. Hem de son çıkanlardan.

Yasemin: Mehmet dur oğlum dokunma pakete. Bırak sevgililerine götürsün bu paketleri. İstemiyoruz artık seni bu evde. Konuştum Aysel hanımla. Kocası bir celsede boşayacak beni senden.

Kadir: Bak hele hiç boş durmamış. Çalışkan oğlu gibi anası da çalışmış bütün gün. Yazıklar olsun size be. Yaptığım her şey için yazıklar olsun.

Yasemin: Git oradan be adam. Ne yaptın da bize söyleniyorsun. Bu evde yaptığın tek şey dışarıda içip içip gelip beni oğlumu dövmekten başka ne yaptın söyle? Erkeksin. Çalışman lazım eve ekmek getirmelisin. Her girdiğin işte en fazla bir hafta dayanabildin. Sonra alkol paranı benden şu ufacık yavrucaktan almaktan utanmadın mı?

(Kadir susar.)

Yasemin: Susarsın tabii. Oda yetmiyormuş gibi gidip dışarıdaki orospularla yedin içtin. Suç bendeki sana bu kadar tahammül ettim. Buraya kadar. Bu iş bitti.





SAHNE III

(Yasemin bir hafta sonra boşanır. Yüksel beyin ofisi. Yüksel bey, Yasemini cebinden arar.)

Yüksel: Yasemin hanım iyi günler.

Yasemin: İyi günler Yüksel bey.

Yüksel: Yasemin hanım, duruşmalarına girdiğim bir şirket sekreterlik için eleman arıyor. Sizinde artık sigortalı maaşlı bir işe girmeniz iyi olur. Bize de nasıl olsa hafta sonları geliyorsunuz temizliğe. Hem maaşı da iyi. Değerlendirseniz derim.

Yasemin: Teşekkür ederim Yüksel bey. Elbette. Ne zaman müsait olursanız uğrayayım ofisinize.

Yüksel: Bugün uğrayın ofisime. Konuşalım.

Yasemin: Zaten ofisinizin yakınlarındayım bende. Bir işyerinin temizliğini bitirdim, çıkmıştım. Tamam Yüksel bey geliyorum hemen. Görüşürüz.

(Yasemin, Yüksel beyin ofisine gelir)

Yüksel: Hoş geldiniz. Size bir haber vereceğim. Boşandığınız eşiniz trafik kazasında ölmüş. Alkollüymüş. Bilmiyordunuz sanırım?

Yasemin: Evet bilmiyordum. Sizden öğrendim şimdi. Zerre kadarda üzülmedim inanın.

Yüksel: Anlayabiliyorum sizi. Eşim bahsetti çok çektirmiş size ve oğlunuza.

Yasemin: Evet.

Yüksel: Şimdi gelelim güzel habere. Size telefon da bahsetmiştim zaten. Avukatlığını yapmış olduğum bir şirketin genel merkezine sekreterlik ve temizlik işlerine bakacak güvenilir ve tanıdık bir bayan arıyorlar. Bende sizi önerdim. Kabul ettiler.

Yasemin: Çok teşekkürler ilginize.

Yüksel: Kağıda yazdım adresini yarın sizi bekliyorlar görüşmeye. Umarım hayırlısı olur sizin için. Şimdiden tebrikler. Artık kafanız rahat olur. Mehmet’le birlikte huzurlu bir şekilde yaşarsınız.

Yasemin: Sağ olun Yüksel bey bu iyiliğinizi nasıl ödeyeceğim size ve eşinize bilmiyorum gerçekten.

SAHNE IV

(Yasemin, Yüksel beyin söylediği şirket de işe başlar. Oğlu Mehmet de bir atölyede çalışmaktadır. Yaseminin çalıştığı işyeri. Patron çalışma masasına oturur ve elindeki bastonu arkasına koyar. Bilgisayarı açar ve her sabah olduğu gibi güvenlik kamera ünitesini açıp bağırır.)

Ercan: Yasemin! Çayımı getir.

Yasemin: Tamam Ercan bey. Hemen getiriyorum.

Ercan: Ya bu depocu çocuk açmış ağzına kadar kapıyı. Kimse yok kapıda. Şu mağazadaki oturan elemana bak hele. Sabah sabah oturulur mu? Kalk pas pas çek, tezgahın üzerini sil. Ne bileyim yap bir şeyler işte. Çıldırtacak bunlar beni çıldırtacak

Yasemin: Buyurun efendim çayınız.

(Yasemin’in eli titremektedir. Yine her sabah olduğu gibi fırçayı yemeden odadan çıkmak için dönerken eli bardağa çarpar ve çayı masaya koyamadan patronunun üzerine döker.)

Ercan- Hay Allah kahretsin seni. Ne boka yarasınız ki. Ama kabahat sende değil, senin gibi bir beceriksize iş verende. Çık dışarı.

Yasemin- Çok özür dilerim efendim. Çok özür dilerim. Ben hemen temizlerim.

Ercan- Çık dışarı dedim sana. Gözüm görmesin. Sersem budala şey. Çabuk şu Allahın belası depocuyu odama yolla. Hadi.

(O sırada güvenlik kamerası depoyu göstermektedir. Müdür Osman bey ve depocu Levent beyle birlikte sayım yapmaktadırlar.)

Osman- Keşke kapıya göz kulak olması için mağazadan birini çağırsaydık. Yine patrondan fırça yemeyelim.

Levent- Müdürüm, mağazadan adam isteyip bir sürü laf işitmektense kendim yaparım işleri daha iyi. Bir gözüm kapıda benim merak etmeyin siz. Patron personelini insan yerine koymaz sürekli aşağılarsa, o personelden çok beddua alır, işini severek yapmaz çalışanlar. Zaten kameradan görmüştür çoktan.

Osman- Evet. Görmüştür.

Levent- Birazdan odasına çağırır. Günün ilk fırçasını yemeğe hazırlanalım bari.

Osman- İki yıldır bu şirketteyim. Malum işyerinde en yakınındaki çalışanı olarak Ercan bey demeye bile dilim varmıyor. Neyse. Patronun en yakınında biri olarak artık personele, genel olarak çevresine olan davranışları kabul edilemez.

Levent- Hele siz eskiyi görseydiniz müdürüm. Şimdi durulmuş hali. Kök söktürürdü eskiden herkese. Bir keresinde muhasebe müdürünün kafasına çantayı fırlatmıştı çekin ödemesini unuttu diye.

Osman- Şuna eminim ki patron olarak bu davranışları; babasından devraldığı bu aile şirketine büyük zarar verecek. Bütün personel buradan bir an önce ayrılmanın yollarını arıyor. Bunun farkındayım.

Levent- Tamamda bu işsizlikte kim nereye gidecek müdürüm. Vasıfsız elemanlarız çoğumuz. Siz hariç tabi. Tek tecrübemiz yıllardır bu sektörde çalışmamız. Daha doğrusu birçok çalışanın başka seçeneği olmadığı için burada. Bu sebeple onun çilesini çekiyoruz.

Osman- Valla artık ben iş bulmasam bile ayrılacağım bu şirketten. Şuna da eminim ki idari personel kadrosunda ben ayrıldıktan sonra yaprak dökümü olacak.

Levent- Olabilir müdürüm. İdari personel için bir şey diyemem. Ama diğer birimlerdeki herkes eli mecbur çalışmaya burada.

(Telefon çalar.)

Levent- Efendim Ercan bey.

(Suratı düşmüştür depocunun. Ahizeyi yerine koyar.)

Levent- Müdürüm patron ikimizi de odasına çağırıyor. Malum tahmin ettiğimiz şeyler olacak birazdan odasında.

Osman- Tamam. Gidelim.

(Beş dakika sonra, müdür ve depocu patronun odasından içeri girerler.)

Ercan- Yahu siz beş para etmez adamlarsınız. Ben kaç kere söyleyeceğim deponun kapısında bir adam beklesin diye. Ne beceriksiz insanlarsınız ya! Lafı bir defada anlamaz mısınız siz?

Osman- Efendim, mağazada dağıtım var. Plasiyerlere mal veriliyor. Personel yetersiz. Bizde sadece ikimiz depodaydık. Sayım yapıyorduk depocu arkadaşla. Kapıda bekleyecek personel yok anlayacağınız.

Ercan- Bak ya! Verdiği cevaba bak sen. Personel eksikmiş de falan da filan da.

Osman- Ercan bey. Bize karşı, bu ben ya da başka bir çalışanınız olabilir. Önce karşınızda maaşlı çalıştırdığınız elemanın insan olduğunu fark edin, anlayın lütfen. Bu lafları eminim ki birçok kişi belki babasından duymuş ya da hiç duymamıştır. Artık yeter ama. İki yıldır yanınızda çalışıyorum. Patron koltuğundan emirler, hakaretler savurmak sizin kişiliğinizle örtüşebilir. Buna bir şey diyemem. Ancak karşınızda her gün bağırarak, emirler yağdırarak insan yerine koymadığınız çalışanlarınızın her şeyden önce duyguları olduğunu aklınıza getirin. İnsan onlar insan! İnsanlar sizin ego tatmininiz için para almıyorlar, yaptıkları iş karşılığı için ücret alıyorlar. Empati kurun mesela. Aslında bu söylediklerimin hepsini bilen birisi olduğunuza da eminim.

(Ercan bey susar)

Osman- Aslında çok konuşmayacağım. Böyle devam ederseniz etrafınızda sizi seven belki eşiniz ve birkaç kişi kalacak. O kadar. Ne haliniz varsa görün.

(Kapıya yönelir, yavaşça kapatarak odadan çıkar. On dakika sonra Yasemin hanımın telefonu çalar.)

Yasemin- Buyurun Ercan bey. Tamam efendim hemen çağırıyorum.

(Yasemin hanım Osman beyin odasına girdiğinde oda boştur. Masanın üstünde istifa dilekçesi vardır. Birde not kağıdına Ercan beye diye yazılmış bir cümle.)

Yasemin: Ercan bey Osman bey istifa dilekçesini masasının üstüne bırakmış ve çıkmış. Birde size not bırakmış. Notunda şöyle yazıyor:

“Bazıları büyük doğar, bazıları büyüklüğü kazanır, bazılarına da büyüklük yakıştırılır.




SAHNE V

(Mehmet’in çalıştığı atölye)

Misafir: Vurma çocuğa yahu! Sende hiç mi acıma duygusu yok?

Halis: Hadi oradan be. Sen ne anlarsın ki adam yetiştirmekten. Bak şu atölyeye. Burada çalışan herkes bu tokadı yemiştir benden.

Misafir: Şiddetle iş öğretilir mi? Dayak atarak onlara bu işi öğreteceğini düşünüyorsan yanılıyorsun.

Halis: Dayak atacaksın ki ileride hatırlasınlar. Unutmasınlar. O zaman işin doğrusunu yaparlar.

Misafir: Seninle de konuşulmuyor valla. Neyse çay için sağ ol. Hadi bende dükkana gideyim. Saat bir oldu geciktim valla.

Halis: Tamam. Görüşürüz. Haa! unutmadan akşam kahveye iniyorsun dimi ? Dün akşamın acısını almam lazım senden ve ortağından. Çok pis yendiniz bizi yahu.

Misafir: Olur olur. Akşam kahveye inince ararım ben seni.

(Telefon çalar.)

Halis: Alo. Oğlum otobüs nerede mola verdi. Tamam anladım dört saat sonra alırım seni otogardan. Bende birazdan çıkacağım zaten.

(Atölye şefinin sesi duyulur.)

İşçi: Usta! Usta! Çabuk yetiş. Bugün yeni işe başlayan çocuk Mehmet elini kaptırdı makineye. Çok kötü kanıyor eli.

Halis: Ulan beceriksizler sizi. Kaç defa daha söyleyeceğim size bunu kapattıktan sonra emniyet kilidini açmayı unutmayın diye. Bak bu hafta ikinci kazanız. Ahmak herifler.

Atölye Sahibi: Sana kaçıncı ikazım oldu bu Halis biliyorsun değil mi? Yahu bu çocuklar ya sana kasıtlı yapıyorlar bu kazaları; ya da sen bu atölyeyi yürütemiyorsun artık.

Halis: Olur mu efendim? Yıllardır yanınızdayım. Ancak sizde bilirsiniz bu çocuklar böyle işte. Dikkatsizler. Akılları bir karış havada. Çocuk bunlar çocuk.

Atölye Sahibi: Tamam. Tamam. Anladık. Yaralı çocuğu hemen hastaneye götürün.

(Atölye sahibi çıkar.)

Halis: Getirin şu ecza dolabından bir şeyler sarın gönderin evine. Anlasın da bir daha yapmasın.

İşçi: Efendim olur mu? Görmüyor musunuz yarası derin, fena da kanıyor. Dikiş atmak gerekir. Sonra yolda başına bir şey gelmesin çocuğun.

Halis: Ya ne demezsin çok biliyorsun zaten. Birde doktor kesildin başıma. Bandaj yapıp gönderin evine bir şey olmaz. Akşam akşam iş çıkarmayın başıma. Hadi ne sallanıyorsunuz dediğimi duymadınız mı?

İşçi: Tamam efendim siz bilirsiniz.

(Eşini telefonla arar.)

Halis: Kadın oğlanı cepten arıyorum ulaşılamıyor. Birazdan otobüs firmasında olurum. Oraya sorayım en iyisi. Tamam haber veririm sana.


Otobüs Firma Yetkilisi: Beyefendi size kaç kez söyleyeceğim. Yolda kaza olmuş. Bu sebeple trafik var otobanda. Otobüsün buraya gelmesi iki saati bulur.

Halis: Ne kazası yahu?

Otobüs Firma Yetkilisi: Şoförümüzün söylediğine göre yolda kaza olmuş. Trafik kilitlenmiş.

Halis: Off! neyse tamam anladım da. İki saati geçmez değil mi otobüsün buraya gelmesi.

SAHNE VI

(Ertesi gün. Halis’in evi)

Halis: Aslan oğlum benim. Doktor olacak iki sene sonra. Babasının oğlu nede olsa. Ver bakalım oradan şu gazeteyi.

Halis(İrkilir):Eyvah! Ben yandım. Yandım ben kadın. Mahvoldum!

Halisin Eşi: Ne oldu be adam. Niye yandın.

Halis: Dünkü trafik kazası haberi. Gazetede ki habere göre; karşıdan karşıya geçerken yolun ortasında yığılıp kalan çocuğu otomobil ezmiş. Çarpmamak için fren yapan otomobil zincirleme kazaya sebep olmuş. Kazada bir kişi ölmüş, üç kişi hafif yaralanmış. Ölen gencin ismi Mehmet Yılmaz..

Halisin Oğlu: Evet iki saat otobanda bekledik o kaza yüzünden. Karşıdan karşıya geçen bir çocuk ölmüş diyorlardı.

Halis: O kazada otomobilin ezdiği çocuk benim atölyemde yeni işe başlayan çocuk. Dün kaza yaptı elini kaptırdı makineye. Ben de hastane yerine evine gönderdim çocuğu. Demek ki kan kaybından bayılıp kaldı yolun ortasında. Allah kahretsin! Ne yapacağım şimdi ben. Mahvoldum.

(Yasemin oğlunun cenazesini gömerken yanında sadece Aysel hanım ve eşi Yüksel bey vardır. Yaseminin ailesi boşandığı eşiyle evliliğine onay vermedikleri için Yaseminle ilişkilerini kesmişlerdir. Yasemin oğlu Mehmet’in mezarı başında toprağa ellerini geçirmiş hıçkırıklarla ağlıyordur.)

PERDE
Kürşat Ural

"bırak yaşamına şiir girsin"

Şehrin Can Pazarları*

*Dramatik yazarlık kursu Erkan Çıplak hocanın ödevi

Serhat ve Emin; Pakistan İslamad’da International Islamic University'de İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde okumaktadırlar.

Yarı yıl tatillerinde Rus Afganistan savaşından sonra Pakistanın almış olduğu İran sınırında olan Quetta şehrine gelmişlerdi. İkisinin de üniversiteden kız arkadaşları bu şehirde yaşamaktadır.Kız arkadaşlarına sürpriz yapacaklardır.

Otobüsten indikten sonra şehrin merkezine gelirler.Guetta şehri hem Pakistanın Belücistan bölgesinin başkenti sayılan hem de doğalgaz kaynakları zengin bir şehir olduğu için Doğalgaz rezevrleri olmasına rağmen İranın da gözü sürekli burada olmasına rağmen kasten geri kalmaya terkedilmiş bir ülke. Bir süre Afganistan'a ait olan şehir Pakistan eline geçince de pek bir ilerleme geliştirmedi. Ama bir sınır kenti olması sebebiyle bizim doğu beyazıtımıza, filan benzer. Kaçakçı kentidir. Otobüslerle sınıra hem yolcu taşınır hem yolcu kisvesinde otobüsler kaçakçılık için kullanılır. Kırsal kesim, bedevi, okumuş, şehirli iç içe olduğu bir yer Quetta.


Ellerindeki adrese göre ara sokağa girerler.Karşılarına pazaryeri çıkar. Serhat’ın tam önünde bisikletli bir adam pedallara hızla asılarak ve etrafına bağırarak ilerlemektedir.

Çok kalabalıktır.İnsan,otomobil,ezan sesi birbirine karışmaktadır.Hava çok sıcak olduğundan ikisi de çok terlemiştir.Hızlı ve heyecanlı adımlarla yürümektedirler.

Serhat bisikletli adamı Emine eliyle işaret ettiği sırada büyük bir patlama olur.

Toz ve duman bulutu sarmıştır her tarafı. Emini ilerisinde kaldırımın kenarında bir bacağı ve kolu kopmuş hareketsiz vaziyette görür. Patlama o kadar şiddetli olmuştur ki onu beş metre ilerisine fırlatmıştır. Eminin başından, kolundan ve bacağından akan kanlar vücudunun yanında adeta gölet oluşturmuştur. Binaların camları kırılmış, yol kenarındaki sağlı sollu otomobiller paramparça olmuş, pazar yeri kalabalık olduğu için acıyla feryatla bağıran insan sesleri burayı tıpkı savaş alanına çevirmiştir.

Serhat böyle bir manzarayı daha önce İslamabad da üniversite kampus çıkışındaki camide uzaktan görmüştü ama bu sefer patlamanın tam ortasında kalmıştı. Ayağa doğrulmak istese de yapamadı. Bacağında ağrı hissetti. Elini sağ bacağına götürdüğünde dizinden aşağısının olmadığını anladı. Kendisinin de bacağı kopmuştu.Farkına varınca acıyı daha çok hissetmeye başlamıştır.Onun sesi de etrafında çığlık çığlığa bağıran yardım isteyen insanların sesine karışmıştır.

Emin hiç hareket etmemektedir. Ona bakarken az doğrulmuş vaziyetteyken olduğu yere yığılır ve bayılır.

Gözlerini açtığında hastanede olduğunu anlar.Televizyonda pazaryerinde canlı bir bombanın intihar eylemi geçirdiği haberi geçmektedir.

Hemşireyi çağırır ve arkadaşını sorar.Eminin patlamada ölen 36 kişinin arasında olduğu bilgisini verirler.

Serhat o anda bir bacağı kopuk vaziyette sağ kaldığına sevinememiştir.Emin canciğer dostudur onun.Çocukluk arkadaşıdır.Türkiye’ye dönüşte birlikte çok önemli projeleri vardır.Ama artık o yoktur.Geleceğe yönelik bütün planları da Eminle birlikte yok olmuştur.

Serhat bir ay sonra kendisini almaya gelen polis olan abisi ile birlikte Türkiye’ye ailesinin yanına döner.

Quetta kentinde yapılan intihar eylemi hakkında araştırmaya başlar. Önce internetten, gazete arşivlerinden bazen de abisine sorduğu sorularla kendince önemli bilgiler edinir.

Zengin bir rus iş adamının isminde düğümlenir bütün öğrendiği bilgiler. Ayrıca Rus, Afganistan, İran, Amerikan istihbaratı da Belücistan bölgesindeki bir çok intihar eylemlerinde boy göstermiştir.

Bu savaşın neden yapıldığı gün gibi ortadadır. Petrol ve doğalgaz kaynakları ve bunların paylaşımı. Bunu zaten üniversite de ki arkadaş sohbetlerinde, ders içindeki tartışmalarda sürekli konuşulduğu için biliyordur.

Bu savaş masum insanların ölümüne sebep oluyor. Özellikle Ortadoğu da var olan paylaşım savaşı şimdi Orta Asya’ya sıçrıyordu.

Emin’in ne suçu vardı ya da ölen binlerce insanın.Yaşamın çelişkisi işte demez. Araştırmalarına devam eder.. Evden çıkmıyordur fazla. Üniversite de ki kaydını dondurmuştur.

Emin’in bir kız kardeşi vardır. Onunla görüşürdü dışarıya çıktığında. Bir defasında görüştüklerinde Emin’nin kız kardeşi aslında kendilerinin Kazakistanlı olduğunu, bir amcasının orada geniş arazilerinin olduğunu ancak babasının ailesi ile bağını kopardığı için hiç görüşmediğini söylemiştir Serhat’a.

Bu öğrendiği yeni bilgi araştırmalarını Emin ve ailesi odağında yapması gerektiğini göstermiştir ona. Zengin Rus İş adamını da araştırır bir taraftan.

Eminin amcasının Kazakistan’ın en zengin iş adamlarından birisi olduğunu öğrenir. Bu bilgiyi Eminin kız kardeşine de söyler. Doğrudur bu bilgi. Onaylar Eminin kız kardeşi. Asıl ilginç olanı patlamalarla ilgili yaptığı araştırmalarda karşısına çıkan Rus iş adamının Eminin amcası olmasıdır.Bu bilgi aslında bir çok şeyi altüst eder.Eminle yaşadıklarını hatırlar.

Rus ve Pakistan istihbaratı ile Amerikan ve Afganistan istihbaratının Orta Asya da karşı karşıya savaştığı sonucuna varır araştırmalarından. Kimi zaman saflar bile değişebiliyordur. Çok kirli bir mücadeleydi bu. Savaşın Rusya ayağında bu zengin iş adamı vardır sürekli. Hep o çıkıyordur karşısına. Yani Eminin amcası.

Emin evin tek erkek çocuğudur. Babası ailesiyle bağlarını kopartmasına rağmen Eminin Kazakistan da ki ailesi ile ilgili bağının olduğunu da Quetta şehrinde ki sevgilisinden öğrenir. Emin Serhat ile dost olmalarına rağmen ona zarar gelmesin diye her şeyi saklamıştır ondan. Sevgilisi ile birlikte Emin üniversitede Serhat’ın da tanımadığı bir çok yabancıyla görüştüğü olmuştu bir çok defa. Serhat bunları hatırladıkça şimdi taşlar yerli yerine oturmaktadır.

Peki Emin bu patlamada asıl öldürülmek istenen kişimidir?Amcası ile bağlantısı var mıdır? Pakistan’a okumaya gelmediği açıkça belli olmuştur. Var olan karanlık ilişkileri yerinde, yakından sıcağı sıcağına sürdürmek için gelmiştir İslamabad şehrine okumaya.

Serhat Eminin amcasını görmek için Moskova’ya gelmiştir. Kendisini görmek istemeyebilirdi Eminin Zengin işadamı amcası.Ancak Eminin ismini kullanarak çok rahatlıkla görebileceğini düşünüyordu. Otele geldiğinde resepsiyondan Eminin ismini vermiş, otel görevlilerinin şaşkın bakışları arasında Otelin 25.katındaki ofise çıkmıştır. Kapıyı açtığında karşısında gördüğü manzara karşısında donakalmıştır. Gördüğü kişi Emindi. Ta kendisi. Olduğu yere yıkılır.

Gözlerini açtığında koltukta oturmakta Eminde yanı başında ayakta durmaktadır. Bacağı kolu kopmuş,cansız vaziyette görmüştü en son onu.Öldüğünü söylemişlerdi.Ama şu an karşısında ve ayaktaydı.

Göz göze geldiklerinde şaşkınlıklarını gizleyemediler birbirlerine bakışlarından.Ancak en çok Serhat bu karşılaşmaya şaşırmıştır.Emin ise arkadaşının buraya Moskova’ya kadar gelebileceğini düşünmemiştir hiç.Ancak O patlamadan bu yana Serhat’tan haberler alıyordur.

Emin kolunu ve bacağını sıyırır.Protez kol ve bacaklarını gösterir Serhat’a. Serhat da bacağını sıyırır.Oda gösterir protez bacağını.

Tam bu sırada odaya kır saçlı, kısa boylu topallayarak yürüyen adam girer. Emin’in amcasıdır gelen adam.

Kürşat Ural

"bırak yaşamına şiir girsin"

Zeus ve Poseidon*

*Dramatik Yazarlık Kursu Haşmet Zeybek hocanın oyun ödevi

Yolculuk Sırasında

(Oğuz, yıllardır uğramadığı adalara ve ailesinin yanına en sonun da gitmeye karar verir. Bozcaada arabalı vapurundadırlar. Yanında kardeşi(Alp) de vardır. )

Oğuz(Poseidon):Alp evlendikten sonra o destansı aşkınıza ne oldu Aygül’le?

Alp(Zeus):Aşkımıza ne olmuş ki?

Oğuz: Evlendikten sonra aşk kuramı yerini sevgiye bırakıyormuş.

Alp: Olabilir. İnsanların genel yargısı bu yönde ama ben hala Aygül’e eskisi gibi aşığım. Seviyorum da tabii.

Oğuz: Peki hiç aldattın mı Aygül’ü?

Alp: Oğuz sen iyi misin? Nereden aklına gelir böyle sorular. Bak yıllardır uğramadın adaya. Yurtdışındayken sana neler yaptığını sordum mu ben? Denizle evleneceğiniz sırada birden terk ettin onu, adayı, bizi.

Oğuz: Konuyu değiştirme lütfen.Çok açık bir soru sordum sana.

Alp: Hiç değişmemişsin. Evet aldattım kadınlarımı ve aldatıldım da. Tutkunun kölesi oldum başka kadınlarla. Aşık oldum heyecanı paylaştım dudaklarında sevgililerimin.

Oğuz:….

Alp: Devam edeyim istersen açtın konuyu.

Oğuz: Olur sen bilirsin.

Alp: İçime hapsettiğim tensel dokunuşları aldattığım kadınlarla serbest bıraktım. Bu duygularda yenildim gerçeklere. Doğruldum ve yeniden savruldum arzu dolu bakışlara.

"heyy ! iyi insanlar
bırakma sakın kendini rüzgara
sonunu getiren insan saplantısı hastalıklara
dokunma uçup kendini bulamazsın soluk soluğa
bu kavganın orta bir yerinde
sevdiğim sana sesleniyorum
sakın uyuma sabahın zehir uzanışında
karşıma geç ve parçala
uçuşan sevda yarası türküleri "


Oğuz: Peki sonra.

Alp: Sonra mı? Sonra çok üzüldüm tabii.

Oğuz: Orada kaldı. Bitti. Unutuldu öylemi?

Alp: Eğer bir ilişki yaşıyorsan bunları göz önüne almalısın. Öyle değil mi?

Oğuz: Birbirini seven, sonra da evlenmeye karar veren insanlar “Hah işte tamda istediğim kadın karakteri. Kişilik yapısı da tamda bana uygun” diye mi evleniyorlar?

Alp: Genellikle böyledir diyemem. Aslına bakarsan bu isteğin ve bunun uzantısında verilen evlilik kararının tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Zaten şu sıralarda Aygül’le tehlike çanları bizim için çalıyor zaten.

Oğuz: Yani.

Alp: Kadınıma artık müdahaleler yapmaya başladım. Buda aramızı soğutuyor.

"hadi kaçalım kaçamak serseriliklerden uzağa
gözlerin ve saçların olmadığı
bir sen bir ben
birde onlar
onlar ki
kaçamak doğurgan aşklarını birbirine satanlar
gözlerini oyan ve saçlarını kestirenler
zerdüştün kusmuğunda boğulan müritleri
yani sen
yani ben
yani onlar"


Oğuz: Aşk bir hastalıktır. Tutkuyla başlanan tehlikeli bir yolculuğun ortasında ne yapacağını bilmeden oraya buraya savrulmalar. Nedenini sormadan bir tek ona uzanan yanılsamalar.

Alp: Oğuz uzaklar seni nasılda değiştirmiş böyle.


Oğuz: Tarif edilemeyen ve sonraları sınırları çizilen bir ilişkinin adını koyma çabaları. Farkına varmadan delice davranışlar ve mantık çemberine teğet bile geçmeyen düşünceler.

Alp: Madem aşk konusunu açtın. Aşk vücudumuzda ki istemediğimiz ama nedense bir anda ortaya çıkabilen urlarımızı çoğaltan tanımlanmamış bir virüs. Sen etrafındaki aşk danslarına aldanma.

Oğuz: Ben artık aldanmayacağım. Ama tutkuyla sevmeye devam edeceğim. Bana katılanda olur katılmayanda. Zaten hangimiz aşk konusunda aynı düşündük ki? Asıl olması gerekende bu bence.

Oğuz: Peki Aygül’ü hiç kıskanmadın mı? Var mı ilişkinizde kıskançlık?

Alp: Kıskandım hem de çok. Kıskançlık olmalımıdan öte bu duygusal yoğunluğun davranışlarımıza yansımasının olabilirliğini yadsıyamayız. İnsanoğlu var olduğu sürece bu duyguda hep var zaten.

Oğuz: İlişkide olmalımı yani?

Alp: Şimdi ben sana her zaman olmalı dediğimde bu davranışların bana yansımasından zevk aldığımı düşünebilirsin.

Oğuz: Alınabilir neden sorayım ki?

Alp: Çok açık söyleyeceğim Oğuz. İstesek de istemesek de kıskançlık yaşantımızın vazgeçilmezlerinden. Bu duygu ilişkilerimizde her zaman var.

Oğuz: Elbette var. Ancak asıl önemli olan bu duyguyu belirli bir dengede tutabilmek. Bilirsin herkese de bunu söylerim.

Alp: Bilmez miyim.

Oğuz: Bazen kabulleniriz bunu, bazen ise kızgınlıkla elimizin tersi ile iter, uzak tutmak isteriz ilişkimizden. Kıskançlık tehlikelidir kimi zaman. Ancak kontrolümüz dışına çıktığında. Dikkat işte o zaman tehlike çanları çalmaya başlıyor demektir.

Alp: Kadınımı her zaman kıskanırım. Kıskanç bir erkeğim. Bunun sadece kendime ait bir duygu olmasını da istemem. Kıskanılmakta isterim. Yalnız ikimizde bu duyguyu kontrolümüzde tuttuktan sonra birbirimize zarar vermeyeceğini de biliriz. Daha doğrusu öyle sanıyorum.

Oğuz: O kadar emin olma bundan. İki kişide ne kadar kontrollü davranırsa davransın fazla sorun olmayacağı kesin değildir. Mesela kıskançlığı paranoya seviyesine ya da aşırı şüphecilik noktasına taşırsak işte o zaman işler farklı noktaya gelir.

Alp: Gelmez mi? Bunu kesinlikle istemem ilişkimde. Hatta buna izin vermem.

Oğuz: Çok emin konuşuyorsun. Aynı uyarıyı yapmayacağım sana.

Alp: Benim kadınım beni hiç kıskanmadığını söyler. Ah kadınlar işte. Dürüst olmadığınızı söylemek istemiyorum. Ancak bunu nasıl yapabildiğinize inanamıyorum. Bu ikilem beni düşündürüyor hep.

Bu konuda uzun yıllar kafa patlattılar ama nedense bulamadılar cevabını.

"kıskanmadan sevebilmeyi
becerebilseydim eğer
acılarımı şiirleştiren
sözcüklerin kısırlığında
boğulurdum
şüphelerin ayrıntılarından
sıyır kendini
sarıl bana
bırak korkularını
savur bana"

Oğuz: Güvenir misin Aygül’e?

Alp: Önce şunu söylemeliyim. Kıskançlığın güvenle olan ilişkisi doğrudan gibi gözükse de bana göre bu büyük bir aldatmacadır.

Oğuz: Nasıl yani açar mısın biraz konuyu?

Alp: İnsana olan güvensizliğimizden dolayı onu kıskanmayız. Güvenmediğimiz insanı sevmeyiz. Ama sevdiğimiz, çok şeyler paylaştığımız insanı kıskanabiliriz.

Oğuz: İlginç bir yaklaşım.

Alp: Bu duyguları düşünsel süzgecimizden geçirmemiz için zamana ihtiyacımız vardır. Bazı duygularımızı değerlendirirken diğerlerini ölçüt almıyor muyuz çoğu zaman?

Oğuz: Doğru.

Alp: Okul yıllarımda ilişkilerimde sürekli şunu söylerdim. “He an her şey olabilir” Çoğu zamanda bununla karşılaştım. Kimi zaman beni de karşımdakileri de çok şaşırtan gelişmeler oldu.

Oğuz: Bilmez miyim senin üniversite yıllarını?

Alp: Sadece sevgililik düzeyinde değil her ilişki boyutunda. Eski ilişkiler bitiyor, yenileri başlıyor. Yeni arkadaşlar,sevgililer,dostlar,düşmanlar…Peki ne mi oldu?

Oğuz:…

Alp: Bana kalanlarla ben oldum işte. Benim gibi benlerle uğraşmaktan bıktım. Uzaklaştım onlardan.
"sevsem tenime zarar seni
itsem istemesem sevişgenliğimdem uzak
başkaları var desem yalansız bir istek
atılgan duyumlarımı üzerime yığsam
acınası bir halde oluyorum
adına işlediğim cinayetleri bile
aklımda tutamıyorum kadınım
birini tuttuğumda öbürü askıntı üzerimde
ukala serseriliklerden bir yudum daha"

Oğuz: İlişkilerinde tensel uyumun yeri ne kadar oldu? Cinsel paylaşım ne kadar var ilişkilerimizde?

Alp: Tensel uyum bir ilişkinin en önemli mihenk taşı. Desem yanlış olmaz herhalde. Sende katılırsın buna. Konuşmamızın başında da söylediğim gibi aşk zamanla kendini sevgiye ve farklı duygulara bırakıyor. Eğer güçlü bir aşk ise kesinlikle sevgiye bırakıyor.

Oğuz: Evet. Cinselliğin buradaki yeri ne?

Alp: Ancak cinsellik bu ilişkide zamanla özellikle alışkanlığa dönüşürse içi boşalır heyecan, tutku ve arzu dolu bakışların yeri ihtiyaç gidermeli boş bakışlara dönüşürse durum işte o zaman kötü.

Oğuz: Bak buna katılırım işte.

Alp: Birde cinselliği ilişkilerin duygusal yoğunluğu zamanlarına göre değerlendirmeli tabi.

Oğuz: İnsan cinselliği sevmediği biriyle yaşayabiliyor. Ancak nasıl oluyor da tenler birbirini kabul ediyor.

Alp: İşte bu insanın yasak aşktan aldığı hazdır bence. İnsanlar böyle birlikteliklerde o an nirvanaya ulaştıklarını sanırlar. Kendilerini aldatırlar demeyeceğim. Çünkü o an olan olmuştur bir kere.

Oğuz: Pişman mı olmuştur?

Alp: Pişmanlık değil olacak olan. Yıkanan bakirelerin günahlarıdır boyunlarını giyotine veren. Tercih edilmiştir istemeden belki. Dediğim gibi olan olmuştur.Gerçek olandır.

"Tarihin birikmiş bakirelerini soyuyorum
terlemiş ellerimi gezdiriyorum göğüs uçlarında
kalçalarına saçlarına dudaklarına
dokunuyorum
incitmeden büyüyen urlarımın emriyle
yıkıyorum"

Kürşat Ural

"bırak yaşamına şiir girsin"


3/12/2008

Uzaylılar Göyümüzde*

*Dramatik yazarlık kursu Gökhan Aktemur hocanın ödevi.

(Avrupa’nın ünlü sinema sanatçısı Yılmaz, eşi çocukları ve menejeriyle birlikte özel uçağı ile Münih’ten memleketi Adana’ya uçmaktadırlar.)

FATMA:Yılmaz her sene gidip geliyoruz şu festivale.Avrupa da bir çok sinema ödülü aldın.Ama hala Türkiye de şu festivalden sana bir ödül bile vermediler.Sen usanmadan inatla gidiyorsun bu festivale.

YILMAZ:Fatoooooş.Yıllar oldu ama sen hala anlayamadın Türk sinemasına olan sevdamı.Ödül verseler de vermeseler de benim ustama olan borcumdur bu ziyaretler.Kaç kere söyleyeceğim sana.Bu zengin hayata ve başarılı kariyerime sahip olmama sebeptir ustam.

FATMA:Ustamda ustam.Çok değer verdiğin o ustan neredeyse her sene jüride.Ancak sen nedense bir ödül bile alamadın bu festivalden.Ustan bile başarılı bulmuyor işte seni.

YILMAZ:Yeter be yeter.Bozma insanın moralini.Çocuklarla ilgilen sen.En iyi yaptığın iş zaten.

(Büyük bir sarsıntı olur. Uçak sağa sola sallanmakta ve irtifa kaybetmektedir.)

YILMAZ:Kaptaaaan neler oluyor?Konuşsana be adam.

MEHTAP:Babaaaa! Babaaaa!

DENİZ:Anneee!Ne oluyor?

FATMA:Yavrularııım.Gelin yanıma sıkı sıkı sarılın bana.Korkmayın sakın.

SEDAT:Yılmaz galiba irtifa kaybediyoruz.Baksana uçağın burnuna.

YILMAZ:Fatoş çocukları tut.Ben ön tarafa kabine bakacağım.Pilottan ses gelmiyor.

(Yılmaz kabine girdiğinde Pilot’un bayıldığını ve uçağın hızla irtifa kaybettiğini görür.Bu durumda yapacağı tek şey vardır.)


YILMAZ:Oturmalısın.Aldığın eğitimlerle ve aklında kalanlarla bu küçük uçağı indirmelisin.Evet evet.Çocukların,eşin ve iki çalışanın için.Kendin için değil.Onlar için yapmalısın.

SEDAT:Yılmaz ne yapıyorsun?

YILMAZ:Görmüyor musun pilot bayılmış? Uçağı indirmeye çalışıyorum.

(İçeriden çocukların çığlık sesleri gelmektedir.)

YILMAZ:Gir içeriye ve çocukları sakinleştir Fatoş’la birlikte.Konsantre olmalı ve bu uçağı şu görünen köydeki tarlaya indirmeliyim.Başarmalıyım.Hadi çabuk içeriye Sedat.

YILMAZ:Evvvet!İşte bu kadar.Ben demedim mi bu kuşu indireceğim diye.Fatoşş.Çocuklar nasıl?İyi misiniz hepiniz?Cevap versenize.

FATMA:Hepimiz iyiyiz Yılmaz.Mehtap başını çarptı sadece.Ama önemli değil.Sen nasılsın?

YILMAZ:Kapıyı açıyorum.Yavaş yavaş merdivenlerden inin aşağıya.Sedat gel buraya.Pilotu taşımalıyız.Hala baygın adam.Çıkartalım dışarıya.

SEDAT:Geldim Yılmaz geldim.

(Hepsi dışarıdadır)

YILMAZ:Fatoş çocukları alıp şuradaki ağacın altına gidin.Sedat sende tut pilotu oraya taşıyalım.Hadi çabuk.

(Ağacın altına gelirler.)

YILMAZ:Siz burada bekleyin.Ben şu köye doğru gidip yardım çağırayım.Pilotun durumu iyi değil.Nabzı yavaş atıyor.Hastaneye götürmeliyiz.Yoksa ölecek adam.

FATMA:Tamam Yılmaz.Sen merak etme bizi.

(Yılmaz oradan uzaklaşır.Patika yolda on dakika yürüdükten sonra gürültülü bir patlama sesiyle kolunda acı duyar,koşmaya başlar)

OSMAN:Dur be adam naraya gidarsin?Hele durasın yoksa diğer fişekle saçmaları bütün vücuduna yedirirem.Ona göreeee.

YILMAZ:Tamam tamam durdum.Niye ateş ediyorsun?Görmedin mi uçağımızla zar zor tarlaya indik.Bu köyde tanrı misafirlerini böylemi karşılarsınız siz?

OSMAN:Ne uçağı yalan söylema.Siz uzaydan galmişeniz.Ordaki de uzay gamisidir.Ben bakliyordum bu ziyareti yıllardır.Ellerini kaldır bakayım.

(Osman yaklaşır Yılmaza.)

YILMAZ:Ne uzaylısı ya.Sen deli misin be?Bak bir hastamız da var.Önemli bir kaza geçirdik.Hepimiz ölümden döndük.Hastaneye gitmeliyiz.

OSMAN:Evet ben bu göyün delisi çavuş Osman.Ellerini indırma sakın.Bu göyü ele geçirmenize izin vermayacağım.

(Osman Yılmazı yakından görünce haykırarak bağırmaya başlar)

OSMAN:Yatişin milleeet.Yıllardır söyladığım adam galmıştır göyümüze.O fılmlerde ki adam işte.Uzay gamisi ile göyün darlasına inmıstır ve ele geçirecek göyü.Ben sızlara söylamışdım.Yatişiiin.

(Köy çok uzaktır onlara.Kimse duymaz Osmanı.Yılmazın ellerini arkasından bağlar.)

OSMAN:Gasabada sinamada sanin uzay filmlarini çok izledim ben.Şimdida bizim göye galdin işte.Bekliyordum ben sani.İzin varmayacağim sizin goloniye.

YILMAZ:Sen gerçekten delisin.Ne filmi ne uzayı,ne ele geçirmesi ya.Beni çöz ve köyünüze götür.

OSMAN:Elbette götüracağim sani göyümüze.Ancak jendermaya gidiyoruz doğrucana.Hade çabuk yürü.

(Köy meydanına gelirler.Yılmaz önde Osman arkada silahı doğrultmuş durumda yürümektedirler.)

OSMAN:Mıhtaaaar.Uyan çabuk uyan.Göyümüzü uzaylılar işgal ediyor san mışıl mışıl uyuyorsun sıcacığ döşagında.Osman mavzida göyü savunuyor.Ey ahali uyanın yav.

(Muhtar ve ahali toplanır köy meydanında.Gördükleri manzara karşısında şaşırmıştırlar.)

-Ahhh deli Osman ahhh.yina yaptın yapacağini.

Gülüşürler.






Kürşat Ural

"bırak yaşamına şiir girsin"

3/04/2008

Üç Film Özeti*


*Dramatik Yazarlık Kursu Ödevidir.

KABUSLAR EVİ-TAKİP
OYUNCLAR:FİKRET KUŞKAN,CİHAN OKAN,CANSU DERE,NERGİS ÇORAKÇI,AYLA ASLANCAN,TÜRKER TEKİN,BORGAHAN GÜMÜŞSOY,FUNDA ŞİRİNKAL,MUHAMMED ALİ TUNCER VE BİLGE ŞEN
SENARYO VE YÖNETMEN:ÇAĞAN IRMAK

FİLMİN KISA ÖZETİ:

İbrahim(Fikret Kuşkan) köyde büyümüştür.Çocukluğundan beri bir kurt adam tarafından takip edildiğini düşünen İbrahim sürekli farklı yerlerde yaşamaktadır.

Bir kasabaya gelir.Pansiyon yada otel aramaktadır.Sonra kararını değiştirir ve ev kiralar.Emlakçı Sema hanım(Bilge Şen)’ın ofisine girer.

Kasabaya uzak,ormanın içinde,tepeye yapılmış büyük bir ev tutar.Emlakçıya yazar olduğunu ve kitap yazdığını söyler.

Kendi hikayesini anlattığı bir roman yazmaktadır.

Çocukluğunun geçtiği köye bir yabani dadanır.Köyün güzel kızı Esme’nin (Cansu Dere) çocuğu kaybolmuştur.Esme çocuğunu ölü bulur ormanda.Köy halkı yabaniyi öldürmek için seferber olur.İbrahim’in babası yabaniyi(kurt adamı) öldürmeye çalışırken yaralanır.Bir gece kurt adama dönüşür ve annesini öldürür.

İbrahim evdeki babasının tüfeği ile onu yaralar ve kurt adam babası kaçar.

İbrahim’i amcaları yanına alırlar.Evden kaçar ve sürekli farklı yerlerde yaşamaya başlar.
Artık sürekli dolaşmaktan bıkmış ve bir karar vermiştir.

Bu eve gelir.Kurt adam onu gittiği her yerde takip ettiği gibi bu evde de takip eder.

İbrahim’i kız kardeşi arar telefonla.Artık sürekli dolaşmamasını ve yanlarına gelip onlarla birlikte kalmasını ister.İbrahim önceden olduğu gibi yerini yine saklar.

Bu evde kitabını bitirmeye ve kendini hayatı boyunca takip eden kurt adamla hesaplaşmaya karar vermiştir.

Bir gece kendi hikayesi olan kitabı bitirir ve eve camı kırıp giren kurt adamla hesaplaşmasını yaparak silahı ateşler ve intihar eder.

Eve gelen İbrahim’in ablası asıl yaşam hikayelerini anlatır polise ve emlakçı Sema hanıma.

İbrahim’in babası sürekli içen ve annesini döven kötü birisidir.Bir gece annesini döverken babasını tüfekle vurup öldürmüştür İbrahim.

Köylerine bir zaman kurt dadanmış ve köydeki hayvanları öldürmüştür.

İbrahim’i jandarma götürmüş ve ıslah evlerinde büyümüş sonra çıkmıştır.

Polis kırılan camın içeriden değil de dışarıdan kırıldığını söyler.



KABUSLAR EVİ-SON DANS
OYUNCULAR:HÜMEYRA,YETKİN DİKİNCİLER,MAHPERİ MERTOĞLU,MAHİR İPEK VE BİLGE ŞEN
SENARYO VE YÖNETMEN:ÇAĞAN IRMAK

FİLMİN KISA ÖZETİ:

Tekerlekli iskemleye mahkum Müyesser(Hümeyra) oğlunun işi gereği gelini ve torunu ile birlikte yeni eve taşınmışlardır.

Gelini Müyesser hanıma kötü davranmaktadır.

Müyesser hanım sevgilisi Selim’in(Yetkin Dikinciler) hayalini görmektedir evde.Selim Kore savaşına gitmiş ve bir daha geri dönmemiştir.Müyesser evlenmiş zengin bir hayat yaşamış sonra durumu kötüleşmiş,yürüyemez ve konuşamaz duruma gelerek tekerlekli sandalyeye oğlunun yanında gelinine mahkum kalmıştır.

Oğlunun geç geldiği bir gece gelini ile baş başa kalmıştır evde.Gelini ukala,yalancı bir kadındır.O ana kadar olduğu gibi o gecede Müyesser hanıma kötü davranmıştır.
Gelin yemekten sonra şarap içer ve yatar.

O gece eve Selim’in vücudunda Azrail gelir.

İnsanla,tanrı arasında ilişkilerden ölüm,kader gibi konularda tartışır Selim görüntüsündeki Azrail ile.Kendi için mi geldiğini sorar ona?

O sırada gelin su içmek için aşağıya inerken merdivenlerden düşer ve yuvarlanır.Azrail geline yönelir onun canını almak için.Müyesser gramofonu çalar ve Azrail’i durdurarak kendisine söz verdiği ama yapamadıkları son dansı yapmasını söyler.Bu son dans onun ölümüdür.Gelini yaptığı kötülüklere rağmen bağışladığını söyler.

Oğlu gece yarısı eve geldiğinde karısını yerde yatar vaziyette görür.Karısı yaşıyordur.

Ancak müyesser ölmüştür.



KABUSLAR EVİ:HAYAL-İ CİHAN
OYUNCULAR:ÇETİN TEKİNDOR,OKAN YALABIK VE BİLGE ŞEN
SENARYO VE YÖNETMEN:ÇAĞAN IRMAK

FİLMİN KISA ÖZETİ:

Cihan(Okan Yalabık) şehir ve işten uzaklaşıp sakin bir yerde dinlenmek için ormanın içinde,tepeye yapılmış büyük bir ev kiralar ve yerleşir.

Evde gariplikler olmaya başlamıştır.Bir hayaletin onu izlediğini hisseder.

İlk gece evde yemek olmadığı için emlakçı Sema hanımdan(Bilge Şen) bir şeyler rica eder.Mutfağa buzdolabına baktığında önce dolabı yiyecekle dolu görür sonra boş olduğunu.

Banyo aynasında birinin görüntüsü belirir.Gariplikler akşamda devam eder.Evde bir hayalet vardır.

Sema hanım yiyeceklerle gelir.Cihan evle ilgili sorular sorar ona.Önceki kiracıları ve neden bu kadar ucuz olduğu gibi sorular.Sema hanım bu ev hayaletlidir der.Şaka olduğunu söyler gülerek.

Gece evde gariplikler devam eder.Hayalet odaya girer ve çıkar.Cihan o gece uyuyamaz ve sabah olur.Kahvaltı için kasabaya iner.Kahvaltı yaptığı mekan sahibine evi sorar cevap alamaz terslenir.

Emlakçıya gelir.Sema hanım yoktur yardımına gelen genç bir bayan vardır evle ilgili aynı soruları ona sorar ondanda cevap alamaz.

Kimse Cihana evle ilgili sorduklarına cevap vermemektedir ve tedirgin olmaktadır.

Polis merkezine gelir.Orada da aynı şeyle karşılaşır.

Alışveriş yaparken sevgilisini çağırır,ancak sevgilisi gelemeyeceğini söyler.Eve gelir,yemeğini yer salonda kanepede uzanır.Uyanır ve evdeki gariplikler yeniden başlar.Elektrikler kesilir önceden aldığı mum ve aydınlatmaları yakar ve evin her köşesini aydınlatır.Çok korkmaktadır.Kendisini izleyen hayalete bağırarak ortaya çıkmasını söyler bağırarak.

Salonda karşılaşırlar.Kovalamaca başlar ev dışında.Cihan kovalar, hayalet kaçar ve onu yakalar boğazından sıkmaya başlar.Cihana her şeyi anlatacağını söyler.Ancak Cihanın bu anlatacaklarını kabul etmesiniz zor olacağını da söyler ona.

Hayalet Haluk (Çetin Tekindor) kendi hayat hikayesini anlatmaya başlar.Karısını kaybetmiş ve yalnız kalmıştır.Şirketteki görevinden de ayrılmaya ve şehirden uzaklaşıp bir kasabaya yerleşmeye karar vermiştir.

Bir ev tutup yerleşmiştir.Bu yeni başlangıcı sevmiştir bu evde.Sonraları uyuyamaz olmuştur.Günde 4-5 saat sonra bu günde bir saate kadar düşmüştür.İlaçlar kullanmış, araştırmış ancak faydası olmamıştır.Tuhaf ama uyumamakla daha çok yaşadığını keşfediyordur.Ancak zamanla yorulmaya başlamış bazen de bayılmalar başlamış.

Bu durum onu çıldırtıyordur.Hayaller görmeye başlamıştır.Yıllar önce ölen annesini sonra her şeyin hayaletini.Delirme noktasına gelmiştir.

Gördüğü en son hayal Cihandı.Bu eve gelen Cihan.Kendi hayalinde yarattığı Cihan.
Cihana söyler hikayesinin sonunda.”Gerçekte sen yoksun Cihan”

Bu hikayeyi dinleyen Cihan kabul etmez.Kabullenmez anlattıklarını.Cihana sorar.Senin geçmişin bile yok.Sen benim hayalimsin der.

Cihan polisi arar ancak cep telefonu rehberi boştur.

Haluk, Cihana kendisini terk etmesini söyler.Cihanı aynaya sürükler.Kendisini aynada göremeyen Cihan gerçeği anlar.O yoktur.Halukun anlattığı her şey doğrudur.

Cihanı kafasında yaratmıştır Haluk.Yalnızlığının yol arkadaşı.Cihanla hesaplaşmak ve uyumak istiyordur.Cihanın kendisini terk etmesini ister ve uyur.

Haluk uyandığında polis ve emlakçı Sema hanım vardır yanında.Nihayet uyumuştur o gece.Sema hanıma evden ayrılacağını söyler.Eski şirketine ziyarete gelir.Şirket sahibi yeni şirket müdürüyle tanıştırır Haluk’u.

O kişi Cihanın ta kendisidir.Burak .

“Gerçek nedir ki bir yanılsamadan başka.”

Kürşat Ural
"bırak yaşamına şiir girsin"

Öne Çıkan Yayın

Zeus and Poseidon

  Zeus and Poseidon https://notebooklm.google.com/notebook/7cef6b05-51f4-4a15-b2a1-d98e7d53fcf1/audio During the Journey (Oğuz has decided t...